Kyoto Protokolü
KYOTO PROTOKOLÜ VE KOPENHAG MUTABAKATI
Avrupa Birliği (AB), 1990 yılındaki Lüksemburg Çevre ve Enerji Konseyi kararıyla BMİDÇS’den çok daha önce kendi içinde bir salım hedefi benimseyerek uluslararası çabalarda daha erken ve güçlü bir konuma geldi. AB, Sözleşme müzakerelerinde de, iklim değişikliğinin küresel bir sorun olduğunu, bu nedenle başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünya ülkelerinin sera gazı salımlarını azaltmak için somut yükümlülükler üstlenmeleri gerektiğini vurguladı. 15 üyeli AB, Kyoto Protokolü’nde öngörülen toplam salımlarının 2008-2012 yılları arasında 1990 yılı seviyesinin %8 altına çekilmesi yükümlülüğüne sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yükümlülüğünün paylaşılabilmesi için, sektörel ve üye ülkeler bazında hangi alanlarda ne kadar salım indirimine gidilebileceğine dair bilimsel analitik modeller yoluyla yoğun hesaplamalar yapılmıştır.
Hollanda’nın başkanlığında Utrecht Üniversitesi tarafından yürütülen ve Üçlü İndirim Yaklaşımı (Tryptich Approach) olarak adlandırılan bu modelde ulusal sektörler, uluslararası ölçekte enerji yoğun sektörler ve enerji sektörleri temel alınarak CO2 salımlarında indirimler hesaplanmıştır. Bu hesaplamalar öncesinde, İrlanda, İspanya, Portekiz, İngiltere ve Yunanistan’ın, diğer adıyla Uyum Fonu ülkelerinin (Cohesion Fund countries), Birlik içerisindeki dengeler göz önünde bulundurularak ve ekonomik kalkınmalarına yardımcı olabilmek amacıyla, salımlarını azaltmak yerine artırabilecekleri öngörüsünde bulunulmuştur.
2004 yılında gerçekleşen son genişleme sürecinde de Kyoto Protokolü hedefleri öncelikli olarak ele alınmıştır. 1990lı yıllarda öncelikle enerji sektörü ile beraber kurgulanan iklim değişikliği politikaları, özellikle 2000 yılında başlatılan Avrupa İklim Değişikliği Programı ve 2001 yılında hazırlanan AB Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi kapsamında, diğer ekonomik sektörlerle bütünleşik bir şekilde oluşturuldu ve uygulandı.
Birlik düzeyinde siyasi düzeyde alınan kararlar, araştırma ve geliştirme alanındaki çerçeve programları ve yenilenebilir enerji alanında kamu eliyle geliştirilen büyük çaplı projelerle desteklendi. 2000’li yıllardan itibaren hem teknoloji konusunda hem de insani ve kurumsal kapasitenin göreceli olarak olgunluğa ulaşmasının ardından, Kyoto Protokolü esneklik düzenekleri ve serbestleşme adımlarıyla beraber piyasa araçlarının etkinliği arttı. Özellikle ECCP kapsamında öngörülen strateji ve hedeflerin tasarım, uygulama ve izleme aşamalarında, toplumun ilgili tüm kesimlerini (paydaşlar) kapsayan geniş tabanlı ve katılımcı bir süreç izlendi. 2005 yılında ECCP’nin ikinci aşaması da yine benzer yaklaşımlarla kurgulanmaya başlandı. Avrupa Birliği uluslararası alandaki işbirliğinin geliştirilmesi yönünde önemli çalışmalara öncülük etti. 2002 yılında Johannesburg’da gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sırasında AB’nin girişimleriyle ortaya çıkan Johannesburg Yenilenebilir Enerji Koalisyonu (JREC), bu kapsamdaki önemli adımlar arasında yer almaktadır. Ayrıca, Kyoto Protokolü’nün 2012 sonrası dönemi için tartışmalara ilk resmi katkı da 2005 yılının ilk aylarında yayımlanan tebliğ ile ortaya konuldu.
1997'de kabul edilen Kyoto Protokolü ’nde 15 üyeli Avrupa Birliği ’nin sera gazları salımlarının 2008-2012 yılları arasını kapsayan ilk yükümlülük döneminde 1990 yılına göre %8 azaltılması öngörülmektedir. Birlik olarak Kyoto Protokolü hedeflerine ulaşılmasını sağlamak amacıyla 2000 yılında hazırlanan Avrupa Iklim Değişikliği Programı değişik sektörlerden 40 ’dan fazla önlemi içermektedir. Bunların arasında en çok öne çıkanlar; Birlik bünyesinde 12.000 tesisi kapsayan 2003/87 sayılı Salım Ticareti Programı Direktifi, -2010 yılı itibarı ile AB25 bünyesinde,elektrik enerjisinin %21 ’inin yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesini öngören 2001/77 sayılı Direktif, -2010 yılı itibarı ile AB25 bünyesinde,ulaştırmada kullanılan yakıtların,enerji içeriği itibarı ile %5,75 oranında biyokütle kaynaklarından karşılanmasını içeren 2003/30 sayılı Direktif, -Binaların enerji tüketim performanslarına göre etiketlenmesini öngören 2003/91 sayılı Direktif, -Enerji üretiminde kojenerasyonun desteklenmesini öngören 2004/8 sayılı Direktif -Yeni araçların CO 2 salım performansının 2008/2009 yılları arasında 1995 yılına göre %25 daha verimli olmasını sağlayan ve araç üreticileriyle gönüllülük esasına dayalı olarak hazırlanan işbirliği, -Düzenli depolama sahalarındaki biyolojik olarak parçalanabilen atık oranını kademeli olarak azaltan 1999//31 sayılı Direktif, -Enerji verimliliğini ve CO 2 salımlarını azaltan önlemleri vergi muafiyetleri yoluyla özendiren 2003/96 sayılı Direktif. Diğer yandan 7-18 Aralık 2009'da Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da hükümet delegelerinin yanında, hükümet dışı kuruluşlar, hükümetlerarası kuruluşlar, medya ve BM teşkilatlarından temsilciler olmak üzere 40 000’in üzerinde kişi katılımıyla BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ 15. TARAFLAR KONFERANSI (BMİDÇS COP15) düzenlendi. BM İklim Değişikliği Zirvesi, küresel sıcaklık artışının 2 °C’nin altında tutulmasını amaçlayan çalışmalar ve gelişmekte olan ülkelere mali yardım yapılmasını öngören "Kopenhag Mutabakatı" ile sona erdi. Kopenhag’a 16–18 Aralık 2009 tarihlerinde yapılan Yüksek Düzeyli Bölüme ise 119 Hükümet/Devlet Başkanı iştirak etti.
TÜRKİYE VE KYOTO PROTOKOLÜ 2001 yılında Marakeş’te gerçekleştirilen 7. Taraflar Konferansı’nda alınan 26 numaralı karar uyarınca Türkiye’nin adı BMİDÇS Ek-II Listesinden çıkartılmış ve Taraflar Türkiye’nin özgün koşullarını tanımaya davet edilmiştir. Böylelikle Türkiye 24 Mayıs 2004 tarihinde, Sözleşme’nin Ek-I Listesindeki diğer ülkelerden farklı konumdaki bir Ek-I Ülkesi olarak Sözleşme’ye katılmıştır. Bilindiği gibi ABD ve Avustralya, Kyoto Protokolü’nün bütün süreçlerine baştan sona katılmış olmalarına ve kabul edilen metni imzalamış olmalarına rağmen, daha sonra, kendi iç politik gerekçeleri sebebiyle Protokol’ü onaylamamışlardır. Kyoto Protokolü 1997 yılında kabul edildiğinde Türkiye henüz Sözleşme’ye taraf olmadığı için Kyoto Protokolü kapsamında Türkiye’ye özgü herhangi bir sayısallaştırılmış salım sınırlaması veya azaltılması belirlenmemiştir. Bu nedenle Türkiye’nin adı Kyoto Protokolü Ek-B Listesinde yer almamaktadır. Bu çerçevede Türkiye, Kyoto Protokolü’ne henüz taraf değildir. Beyaz Rusya da, BMİDÇS’ye 2001 yılında katıldığı için Kyoto Protokolü Ek-B Listesinde yer almamaktadır. Bununla beraber Beyaz Rusya, 2005 yılı Ağustos ayında Kyoto Protokolü’ne taraf olmuş, Protokol’e katılmasının ardından da Ek-B Listesinde yer almak üzere Sekretarya’ya başvurmuştur. Özetle; -Türkiye, 2001 yılında kabul edilen 26/CP/7 numaralı karar uyarınca Sözleşme Ek-1’de, diğer ülkelerden farklı bir konumda yer almaya hak kazanmış ve 2004 yılında da Sözleşme’ye katılmıştır. -Kyoto Protokolü 1997 yılında kabul edildiğinde, Beyaz Rusya ve Türkiye - Her ikisi de henüz Sözleşmeye taraf olmadıkları için- salım azaltım yükümlülüklerinin belirlendiği Ek-B Listesinde yer almamaktadır. -Türkiye, ABD ve Avustralya gibi Kyoto Protokolü’nü reddetmemiştir. Sadece, diğer tüm ülkeler gibi, BMİDÇS kapsamında yürütmekte olduğu çalışmaların bir sonraki aşaması olarak değerlendirmeye devam etmektedir. -Beyaz Rusya, önce 2005 yılında Kyoto Protokolü’ne taraf olmuş, daha sonra kendi talebi doğrultusunda yürütülen müzakereler sonrasında, -%8 hedefiyle Ek-B’de yer alma hakkına sahip olmuştur. -Türkiye, bugün Sözleşme’de Ek-I Listesinde olan ancak Protokol’de Ek-B Listesinde yer almayan tek ülkedir. Ancak bu durum, utanılacak ya da kötü bir şey değildir. Tam tersine Türkiye için büyük avantajlar sağlamaktadır. KYOTO PROTOKOLÜ IŞIĞINDA AB UYUM SÜRECİ 3 Ekim 2005 tarihinde yeni bir aşamaya geçen Türkiye’nin Arupa Birliği’ne katılma süreci de Kyoto Protokolü konusundaki strateji belirlenirken ele alınacak en önemli parametrelerden birisidir. Bu süreçte, aşağıdaki veriler dikkatle değerlendirilmelidir. -Avrupa Birliği, üyelik sürecindeki tüm ülkelere, AB’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere katılma koşulunu ortaya koymaktadır. Ancak ülkelerin, varsa, bu sürece nasıl katılacaklarına dair ulusal politikalarına doğrudan müdahalede bulunmamaktadır. 2004 yılında üye olan 10 yeni ülke içerisinde Polonya ve Macaristan (-%6), Kıbrıs (GKRY) ve Malta (hedef yok), diğer (-%8) olmak üzere 3 farklı ülke grubu yer almaktadır. Ayrıca üyelik sürecinde olan Hırvatistan da daha farklı bir hedef (-%5) belirlemiştir. Üstelik Kıbrız (GKRY) ve Malta AB üyesi olmalarına rağmen CDM projelerine evsahipliği yapabilmektedirler. -Avrupa Birliği, kendi Birlik politikasını belirlerken de ulusal öncelikleri göz önünde bulundurmuş ve Uyum Fonu kapsamındaki 4 ülkeye (İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İrlanda) özel bir uygulama getirerek AB Balonu içerisinde salım arttırma hakkı tanımıştır. -2012-sonrası yükümlülük dönemi için AB yükümlülüğü en az 25 üyeyi kapsayacak şekilde belirlenecektir. -2012 sonrası AB balonu içinde mevcut ülkeler ile üyelik sürecindeki diğer ülkelerin ne tür bir yük paylaşımı içerisinde olacakları henüz belli değildir. Ancak bu sürecin en geç 2007 içerisinde tamamlanması gerekmektedir. -Türkiye’nin olası AB üyeliğinin en erken 2013 yılından sonrası için geçerli olması, -Türkiye’nin 2008-2012 ve 2012 sonrası dönemler için farklı stratejiler izlemesine olanak sağlamaktadır. -Beyaz Rusya, Kyoto Protokolü Ek-B Listesinde adı yer almamasına rağmen Ağustos 2005 tarihinde Protokol’e taraf olmuştur. Beyaz Rusya, Protokol’e Taraf olmasının ardından, Montreal-COP/MOP1’de Ek-B içerisinde -%5 hedefiyle yer almak istediğini belirten bir başvuruyu Sekretarya’ya sunmuştur. COP/MOP1, Ek-B içerisindeki değişikliklerin ancak 2006 yılında gerçekleştirilecek COP/MOP2’de ele alınabileceğini belirten bir karar vermiştir. Bununla beraber Beyaz Rusya, COP/MOP1’de Taraf ülke olarak Kyoto Protokolü sürecine katılmış hatta Kyoto Protokolü 6. Madde (Ortak Yürütme) Danışma Kurulu’nda bir temsilciyle yer almıştır. -Kyoto Protokolü 3.9. madde (Ek-I Ülkelerinin yükümlülükleri) ve 9. Madde (tüm ülkelerin yükümlülükleri) 2006 yılı ayıs ayında Bonn’da gerçekleştirilecek 24. Yardımcı Organlar Toplantısı’yla (SB24) beraber başlamıştır. Kyoto Protokolü’nün tamamı ise 2006 yılı sonundaki COP/MOP2’de görüşülmeye başlanacaktır. Bu görüşmelerin sonunda, “ortak ve fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesi gereğince aralarında G. Kore, Meksika gibi ülkelerin de yer alacağı bir grup yeni ülke için, yeni fakat daha esnek bazı yükümlülüklerin getirilmesi söz konusu olabilecektir.
RSS